Ana Sayfa      Makaleler Sayfası     Öğrenciler Sayfası     Ana Sınıfı Sayfası                                             

 

 

Kadir HEKİMOĞLU

Pansiyon Müdür Yardımcısı

Elektronik posta : elka3310@hotmail.com

Telefon:  0 532 542 16 27

 

AKİF”İN YERİ NERESİDİR? (*)

 

            İstiklal Marşı yazarımız Mehmet Akif Ersoy, hayatının farklı dönemlerinde farklı fikirlere sahipmiş gibi görünmesine ve bu yüzden günümüzdeki ideolojik yapı içersindeki farklı kesimler tarafından sahiplenilmesine rağmen, aslında hayatı boyunca tertemiz ve katıksız bir gerçeği düşünmüş ve yaşamıştır. Aslında onun gibi büyük bir insanı herhangi bir amaç uğruna bir kesim insana yakın, diğerlerine uzak gibi göstermek, hatırasına yapılacak en büyük saygısızlık olacaktır. Akif, Türk Milletinin her ferdi tarafından doğru anlaşılmak ve sonuna kadar sahip çıkılmak zorundadır. Çünkü O, tüm hayatını-ve belki bir mütefekkir için daha önemlisi-tüm düşünce hayatını Türk Milletinin varlığına ve bağımsızlığına adamıştır.

           

            Rahmetli Prof.Dr. Erol GÜNGÖR “Sosyal Meseleler ve Aydınlar” isimli eserinde Türk aydının ve Türk fikir dünyasının son kırk yıl içinde bulunduğu durumu şöyle analiz ediyor: “….Bir sanatkâr veya mütefekkirin mutlaka ideolojik bir plana oturtulması gerekmediğini henüz anlamış değiliz, çünkü bizdeki fikir cereyanları kesin hatlarla ayrılmış birer ideolojik hareket karakteri kazanmış durumdadır. Milliyetçilik, solculuk, İslamcılık… sanki aynı memleket içinde tartışan insanların değil de birbirine komşu ve hasım ülkelerin halklarının  görüşleri gibidir.”

           

            Sayın GÜNGÖR bu satırları 1981 yılında yazmış olmasına rağmen günümüzde de durumun pek farklı olmadığını görüyoruz. Aydınlarımız, tüm ideolojik endişelerin üzerinde kalarak daha büyük amaçlara hizmet etmeleri gerekirken maalesef kısır ve hasma ne çatışmaların tarafı olmaktadırlar. Halkımız da örnek aldıkları bu tür aydınlarımız sayesinde kamplaşmalara sürüklenmektedir. Bu yanlışlığın bedelini Cumhuriyet tarihimiz boyunca belli dönemlerde fazlasıyla ödedik.

           

            Akif içinde aynı şey yıllarca yapıla gelmiştir. Bir kesim tarafından İslamcı- ümmetçi, bir kesim tarafından da  Milliyetçi olarak sahiplenilmiş, İslamcı olunca milliyet düşmanı ilan edilmiş, Milliyetçi olunca da dinden uzaklaştırılmıştır. Oysa Akif”in fikriyatı, sahipleri tarafından dar pencereler ve ard niyetler arkasına saklanmış bu radikal ideolojilerden çok daha derin ve kapsayıcı bir karaktere sahiptir. O, bir mısrada, “Kahraman Irkıma bir gül!” diyecek kadar milliyetçi iken hemen peşinden “Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.” diyecek kadar Müslüman’dır. O, Türk”ün İslam’ın nuru ile şereflenmesiyle meydana gelen büyük değerlerin farkına varmış ve bu iki kavramı birbirinden ayrılmaz ve birbirini güçlendiren değerler olarak  ele almıştır.

           

            Erol GÜNGÖR bu durumu şöyle dile getirmektedir: “Onun Milli Mücadele yıllarında halkı mücadeleye çağırmak için kullandığı temalar hep İslamî idi; halkın din duygularına hitap ediyor, tarihin İslami unsurlarına dayanıyor ve bütün bunlar için camilerin hutbe ve vaaz kürsülerini kullanıyordu. Fakat bir insan tüm bu sözleri ancak Türk camilerinde, Türk halkına anlattığı takdirde, onlarla bir hareket uyandırılabilirdi. Sahnenin, insan ve tekmil dekoru Türk”tü. Konuşan hatip gibi dinleyen halk da   belki Türk kelimesini pek kullanmıyor, hatta kullana bazen tuhaf nazarlarla bakabiliyordu. Ama ortada katıksız bir milliyetçilik olayı vardı. Bizim milliyetimizde İslam’ın işgal ettiği yeri bilenler  benim bu olay için kullandığım milliyetçiliğin tabirini hiç yadırgamayacaklardır.”

           

            Hocanın burada özellikle açıklama gereği duyduğu “milliyetçilik” anlayışı, Türkiye”de Cumhuriyet tarihi boyunca temelini Atatürk Milliyetçiliğinden alan ve asla etnik bir özelliği bulunmamış olan milliyetçiliktir. Yani ideolojik bir kamp olarak değil, birleştirici, bir arada tutucu ve aynı amaç için çalışmamızı sağlayıcı ne kadar özelliğimiz varsa bunların toplamı olarak benimsenmiş, kabul edilmiş, yaşanmıştır.  

           

            Bugün geldiğimiz noktada Akif”e “Ümmetçi ve İslamcı” demek ne kadar haksız eksik ve insafsız olacaksa, onu Müslüman kimliğinden arındırıp kupkuru “Milliyetçi” demekte o kadar haksızlık olacaktır.

           

            Millet olarak aynı topraklarda yaşıyor olmanın, aynı ülke vatandaşı olmanın, aynı amaç uğruna çaba göstermenin bizi millet yaptığını ve sırf bu sebeplerden dolayı birbirimizi sevmemiz gerektiğini anlamalıyız. Farklı fikirlerde olsak da düşman olmadığımızı, kardeş olduğumuzu, esas düşmanın içimizde değil dışarıda olduğunu görmeliyiz. Ancak o zaman Millet olmanın ne demek olduğunu tüm dünyaya gösterebiliriz.

           

            Aydınlarımız ise kendilerini tüm ideolojilerin üzerinde, bu milletin tüm kesiminin kabul ettiği değerler olarak görmek istiyorlarsa önce Akif gibi kendilerinden önceki aydınlarımızı hak ettikleri yerlere koymalıdırlar. Böyle olunca halkımız da kamplaşmalardan uzak duracak ve gerektiğinde tek bir yumruk olarak kendini ifade edebilecektir. Ortak aydınlarımız, ortak fikirlerimiz, ortak tarihimiz, bizi millet yapan değerlerdendir. Halen yaşamakta olduğumuz bir çok toplumsal meselenin çözümü de bu anlayışın altında yatıyor diye düşünüyorum.

 

            İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif ERSOY”U ve genç yaşta kaybettiğimiz sayın hocamız Prof Dr. Erol GÜNGÖR”Ü bu vesile ile rahmetle anmak istiyorum. Allah hayatını ve fikirlerini bu ülkenin aydınlık geleceğine adamış tüm aydınlarımızdan razı olsun.

 

(*)    Erol GÜNGÖR”ÜN “Sosyal Meseleler ve Aydınlar” isimli kitabının 466. sayfasındaki makalenin başlığı.

(NOT: Makalenin tamamını isteyenlere gönderebilirim)

 

Alıntılar : “Sosyal Meseleler ve Aydınlar” E. GÜNGÖR, Ötüken Yayınları.