Ana Sayfa Makaleler Sayfası Öğrenciler Sayfası Ana Sınıfı Sayfası
|
Kadir HEKİMOĞLU Pansiyon Müdür Yardımcısı Elektronik posta : elka3310@hotmail.com Telefon: 0 532 542 16 27 |
|
“DEVLET ANA” VE “OSMANCIK” KEMAL TAHİR VE TARIK BUĞRA
Edebiyatımızın iki önemli kaleminden iki ayrı şaheser. Biri Kemal TAHİR’İN “Devlet Ana”sı diğeri ise Tarık BUĞRA’NIN “Osmancık”ı. İki kitabında konusu aynı, ikisi de Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunu anlatıyor. Cihan imparatorluğu Osmanlı’nın kuruluşundaki ayrıntıların ve daha çok felsefi temellerin anlatıldığı her iki kitap da hem edebi açıdan hem de içinde anlatılan konular açısından gurur verici. Devlet Ana altı yüz sayfadan fazla. Olaylara daha çok halkın seviyesinden ve ikinci derece kahramanların gözünden bakıyor. Ayrıca kurgu ve akıcılık açısından daha iyi ve dolayısıyla okunması daha kolay. Bu yüzden, sayfa sayısı Osmancık’ın iki katı olmasına rağmen, daha hızlı okunabiliyor. Anadolu halkının din ve etnik farklılıklarını yok sayarak doğrunun, haklının ve mazlumun yanında, zalimin ve haksızlığın karşısında dimdik ayakta duruşunu mükemmel bir şekilde anlatıyor. Anadolu halkının hassasiyetlerini, karakterini, acılarını, umutlarını anlatırken, Osmanlının bu duygulara hitap edişini ve öncelikle insanların kalplerini fethedişini gözler önüne seriyor. Yazarın kitapta kullandığı bazı enstrümanlar ise dikkat çekmektedir; içki, eğlence, şiddet ve cinsellik kitabı daha sürükleyici hale getirirken yazarın tarzı olarak göze batmaktadır. Bu tür enstrümanları kullanmak belki konunun uzmanı olan kişiler tarafından eleştirilebilir, ancak ben böyle bir eleştirinin haddim olmadığını düşünüyorum. Ancak Kemal TAHİR”in edebi üslubunu tanımak açısından önemli ipuçları verdiğini düşünüyorum. Bir yazarı tanımanın en iyi yolu onun kitaplarını okumaktır. Çünkü yazarlar kitaplarında aynı zamanda kendilerini ifade ederler diye düşünüyorum. Osmancık, bir dönem TRT”de dizisi de çekilmiş olan ve Devlet Ana”ya göre daha çok tanınmış bir kitap. Böyle olmasında kitabın adının da etkisi olabilir. Osmancık, olaylara Osman Bey”in gözünden, daha doğrusu gönlünden bakan bir kitap. Gönlünden diyorum, çünkü Osman Bey”in iç dünyasında meydana gelen değişimi ve gelişimi anlatmakta. Şeyh Ede Balı”nın fikirleri ışığında Ertuğrul Gazi oğlu Osman”ın, önce Osmancık, sonra Osman Bey ve Osman Gazi Han oluşunu, bu gelişim sırasında ruhunda kopan fırtınaları, lider olmanın yalnızlığı ve ağırlığı, kitapta uzunca yer almaktadır. Devlet Ana”da gördüğümüz cinsellik, içki ve eğlence gibi enstrümanları burada göremiyoruz. Onun yerine daha ağırlıklı olarak manevi objeler dikkat çekmektedir. Tarzları ve fikirleri ne olursa olsun her iki yazar da Anadolu topraklarından yetişmiş, Milli kültürümüz içinde önemli yere sahip insanlardır. Her ikisi de Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunu kendi bakış açılarıyla mükemmel bir şekilde tasvir etmişlerdir. Bakış açıları arasındaki farklılık, bu toprakların kültürel zenginliğinin, ta o zamanlardan günümüze yansımasıdır. Bizler bu topraklar üzerinde yaşayan Türk Milleti olarak tarihin hiçbir devrinde birbirimize “insan” dan başka bir gözle bakmadık. Birliğimizi ve beraberliğimizi bozarak bizleri yok etmek isteyenlerin başarısızlıklarının sebebi, bu anlayışı küçücük beyinleriyle asla kavrayamamış olmalarıdır. Her iki kitapta da açıkça göreceksiniz ki Anadolu insanı dini ve etnik farklılıklarını öne çıkarmayı bir utanç vesilesi olarak görmüştür. Tüm insanları doğru, dürüst, samimi, çalışkan ve önyargısız olmaları şartıyla kucaklamış ve bağrına basmıştır. O zamanlarda bile kötülük, ayrımcılık ve fesat, “Frenk” diye tabir edilen batılı yabancılardan gelmiştir. Burada çok fazla ayrıntıya girmek istemem. Söylemek istediğim asıl konu, her Türk çocuğunun bu iki kitabı da mutlaka okuması gerektiğidir. Osmanlı İmparatorluğu, sadece Türk tarihi için değil dünya tarihi içinde son derece önemlidir. Böyle önemli bir olayın herkes tarafından iyice anlaşılması aynı zamanda bugünün ve yarınların da daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Ayrıca yukarıda da bahsettiğim gibi kültürümüzün temel taşları olan Cumhuriyet yazarlarını daha iyi tanımanın en iyi yolu kitaplarını okumaktır. Bu iki kitap aynı döneme farklı açılardan ışık tutması bakımından yazarları tanımakta son derece yardımcı olacaktır. Çocuklarımıza ve gençlerimize kitap okuma alışkanlığı kazandırmak zorundayız. Millet olarak okumuyoruz. Bunu sonuçları ise her alanda olumsuz sonuçlar olarak kendini göstermektedir. Kitap okumak insanın ufkunu genişletir, hayal dünyasını geliştirir, kelime hazinesini büyütür. Kitap okuyan insan kendini daha iyi ifade eder ve karşısındakini daha iyi anlar. Etrafında olup biten olaylara karşı tepki verir, fikir yürütür, eleştirir. Hepsinden önemlisi düşünür ve aklını kullanır. Düşünen ve aklını kullanabilen insanın aşamayacağı engel yoktur. Allahın insanlara bahşettiği en büyük nimet olan akıl, onu kullanınca değerli olur. Kendi aklını kullanmayan insanlar hayatlarını idame ettirebilmek için başkalarının akıllarına ihtiyaç duyarlar. Bu durumda da kötü niyetli güçlerin sizleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanması kaçınılmaz olur. Zaten günümüzdeki en büyük meselemiz bu değil midir? Medeni olmak için Avrupa”nın, Müslüman olmak için şeyhlerin müritlerin, zengin olmak için büyük şirketlerin, borsaların, güçlü olmak için Amerika”nın ve meşhur olmak için “abi”lerin akıllarını kullanmıyor muyuz. Bizden olmayan, bizim içimizden yetişmemiş, bu toprakların ekmeğini yememiş, suyunu içmemiş insanların bize verebileceği hiçbir şey yoktur. Zaten amaçları vermek değil, bizde ne varsa onu almaktır. Ayağını Anadolu topraklarına basan her türlü fikre saygı duymalı, dinlemeli ve tartışmalıyız. Onlar bizim değerlerimizdir ve bizler o değerlerimizle daha zengin ve daha büyük oluruz. Şair ne güzel söylemiş: “Balık suda güzel, Kuş gökte güzel, Uyku yerde güzel, Düş gökte güzel, Yerli yerindeyi sever gönlümüz, AYAK YERDE GÜZEL, BAŞ GÖKTE GÜZEL” Ayağını bu topraklara basarak, ilhamını Türk Milletinin o derin sezgisinden ve hoşgörüsünden alan iki değerli yazarımıza teşekkür etmeliyiz. Onlara en büyük teşekkür onları doğru anlamaktır. Anlamak ise okumaktır. Ayağını Anadolu topraklarına basarak başını göklere yükseltenlere Selam Olsun. TRABZON, ŞUBAT 2007 |