Ana Sayfaya Dön                                                  Makaleler Sayfasına Dön

 

 

Kadir HEKİMOĞLU

Pansiyon Müdür Yardımcısı

Elektronik posta : elka3310@hotmail.com

Telefon:  0 532 542 16 27

 

OKULDA ŞİDDET

                     

          Farkında mısınız, şiddet konusunda tedbir aldıkça daha kötüye gidiyoruz. Yapılan çalışmalar boşa gidiyor gibi. Hatta daha da ileriye gidersek şiddet konusunda çalışmalar  yaptıkça, şiddetin artmasına sebep oluyoruz sanki. Yani çalışmalarımız reklam etkisi yaratıyor. Hani derler ya “Reklamın iyisi kötüsü olmaz”, aynen öyle. Şiddet konuşuldukça, televizyonda, haberlerde gösterildikçe kendi kendini besliyor gibi. Oysa bu konuda faydalı bir sansür koymak daha doğru olmaz mı? Örneğin ülkemizde yıllardır terör örgütünün adı doğrudan kullanılmaz (birkaç televizyon kanalı hariç) bunun sebebi herhangi bir şekilde örgütün reklamının ve propagandasını yapmamaktır. Bu davranış doğrudur  ve kendi alanında başarılı olmuştur. Aynı şeyi şiddet konusunda da yapamaz mıyız? Meydana gelen olaylar adli ve idari soruşturma konusu olarak kalsa ve o çerçevede halledilse, bizler bunu televizyonlarda çocuklarımıza seyrettirmesek daha iyi olmaz mı? Haber saatleri tüm gençlerimizin ve çocuklarımızın rahatça izleyebileceği akşam saatleri ve prensip olarak özellikle gençlerimizin haberleri seyretmelerini teşvik etmeliyiz. Ülkemizde ve dünyada olup bitenlerden haberdar olmalarını sağlamalıyız. Ancak haberlerin arasına sıkıştırdığımız şiddet ve son zamanlarda porno haberleri bu kavramları kontrolsüz bir şekilde gençlerimizin beyinlerine sunuyor ve zaten konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan gençlerin kafaları bir hayli karışıyor.

 

          Bu, konunun bir boyutu diğer bir boyutu ise tepkilerimizdeki zamanla hatalarımız.

 

         Maalesef iş işten geçtikten sonra tedbir almayı alışkanlık haline getirdik. Yani şiddet büyükler arasına olunca çok tehlikeli değil, televizyonda sergilenirken önemsiz, sokak çocukları ve tinerciler birbirini öldürürken bizi ilgilendirmez, hatta hatta okullarımızın önünde olurken bile “banane” iken, okulların içine kadar girdikten sonra ortalığı ayağa kaldırıyoruz. Tamam da “yılanın başını küçükken ezmek” neden aklımıza bir türlü gelmez. Aynı şeyi internet konusunda da yapmadık mı? Bilinçsiz internet kullanımı konusunda ne yaptık ki? ADSL hizmetinin yaygınlaşmasından sonra her eve internet girdi. Çocuklarımız bilgisayarların başında saatlerce otururken hepimiz büyüyünce birer “Bill Gates”imiz olacak hayallerini kurduk. Ama birde baktık ki çocuklarımız bizim bile bilmediğimiz duymadığımız şeylerden bahsetmeye başladılar.

Kontrolün elimizden  çıktığını düşünmek yerine daha bir gurur duyduk. Ama maalesef çocuklarımız internette aradıklarını değil kötü niyetli insanların onlara verdiğini aldılar. Şimdi boşuna feryat figan etmenin anlamı yok. İpler bizim elimizden çıkalı çok oldu. Lütfen hastalık tüm bedeni sarmadan tedbir almayı artık öğrenelim. Bir nesil kaybolmak üzere, çocuklarınız sizden sonra sizin onaylamadığınız bir hayat sürecekler. Bunu düşünmek gerek.

 

           İnternetin faydaları ve zararlarını ayrı bir yazı konusu yapabiliriz. Şiddette kalmıştık…

 

         Esas mesele elbette ki eğitim. Toplumu bir organizmaya benzetirsek şiddet gibi toplumsal sorunlar bu organizmayı kemiren hastalıklardır. Hastalığın oluşmasını önlemek için başta gelen tedbir, dengeli ve yeterli beslenme ise toplumun besini de eğitimdir. Toplumun sağlıklı yaşaması için gereken besini yani eğitimi vermezsek toplum hasta olur. Biz maalesef son 20 yıldır toplumuzu besleyemedik. Bunun birçok sebebi sayılabilir. Ancak geçmişle yaşamak bize geleceği kazandırmıyor. Sonuçta toplumumuzda bir yozlaşma meydana geldi.  Bu yozlaşmayı zamanında teşhis edip gerekli iyileştirici tedbirleri almak yine eğitim kurumlarının görevi idi. Bizler bunu da yapmadık. Yozlaşma bizi rahatsız eder hale gelince bir şeyler yapmaya çalıştık ama maalesef esas büyük hatayı bu noktada yaptık. Yanlış veya yetersiz teşhisler koyduk ve haliyle tedavilerimiz hastalığı iyileştirmedi, aksine azdırdı. Yani beceremedik. Hastayı iyileştirmeye çalıştırırken yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Şimdi geldiğimiz noktada mesele artık baş edilmesi zor bir hal almıştır. Çocuklarımız ve gençlerimiz ellerimizin arasından kayıp gitmektedir. Acilen köklü çözümler üretmemiz gerekmektedir. Bu konuda tabi ki en büyük görev biz eğitimcilere düşmektedir. Bir öğrencinin okuldan polis eşliğinde götürülmesi hepimizin yüzünü kızartacak bir manzaradır. Başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmek zamanıdır. Anasınıfından yüksek öğretime kadar tüm aşamalarda bilimsel ve kökten çözümler üretmeli ve bunları en kısa zamanda uygulamaya koymalıyız. Unutmayalım, suçu hiç kimseye atamayız çünkü tüm suçluları, tüm anne babaları, tüm devlet görevlilerini, tüm televizyon yapımcılarını hatta tüm öğretmeleri de eğiten veya eğitmeyen biz eğitimcileriz. Bizler işimizi doğru yapmadığımız sürece toplumun hiçbir kesiminde işlerin yolunda gitmesi mümkün değildir. Çocuklarımızı biz eğitimciler eğitmezsek, bu boşluğu

başka kurumlar dolduracaktır. Yani onları biz eğitmezsek, sokak, internet ve televizyon eğitecektir.

        

         Üniversitelerimiz de artık öğrencilerimizin psiko-sosyal gelişimleri ile daha çok ilgilenmeli, kampus içinde ve dışında meydana gelen olayları sadece kolluk kuvvetlerine bırakmak yerine kendilerine yakışan şekilde bilimsel zeminde incelemelidirler. Özellikle Eğitim Fakülteleri bu konuda tüm diğer eğitim kurumlarına öncülük ve örnek teşkil edebilirler. Zamanında başörtü mağduru genç kızlarımız için yapılan çalışmalar tüm ihtiyacı olan öğrenciler için yapılabilir.

 

         Kelimelerimi tamamlarken önümüzdeki yıllarda karşılaşmamız muhtemel bir probleme daha dikkat çekmek isterim. Liselerin dört yıla çıkması ile öğrencilerimiz bir yıl daha fazla lise eğitimi göreceklerdir. Ergenlik çağının en fırtınalı zamanlarında lisede eğitim gören öğrencilerimiz 12. sınıfa geldiklerinde artık iyice çocukluktan çıkıp gençliğe adım atmış olacaklardır. Ayrıca liseyi normal sürede bitiren öğrenci 19, bir yıl tekrar eden öğrenci 20 yaşında mezun olacaktır. Dikkat ediniz, 20 yaşında lise öğrencilerimiz olacak. Biz bu ülkede 20 yaşındaki gençlerimizi dağda şehit veriyoruz. Dolayısıyla bugün karşımızda olan sorunların daha da büyümesi muhtemeldir. Bu konuda acilen tedbir almalı ve eğitim camiamızı bu duruma adapte etmeliyiz.                  TRABZON, ŞUBAT 2007