Ana Sayfa       Makaleler Sayfası     Öğrenciler Sayfası     Ana Sınıfı Sayfası                                              

Mehmet AYAS

Müdür Baş Yardımcısı

Tel  : 0 462 345 2521

Cep : 0 533 576 4257

 e-mail : mehmet-ozdil@hotmail.com

 

T.C.

YOMRA  KAYMAKAMLIĞI

Özdil  Çok  Programlı  Lisesi  Müdürlüğü

 

SINIF  GEÇME  YÖNETMELİĞİNİN  BAZI  MADDELERİ  ÜZERİNE  BİR  DEĞERLENDİRME

 

            1-)  Yönetmeliğin 4.maddesi tanımlar başlığı, veli kavramı için, anne-baba ve yasal sorumluluk üstlenen kişi, diyor. O halde bu üç kavram dışında birisiyle resmî işlem yapamayız.

            2-)  Genel ilkeler başlıklı 5.maddesi g bendi, öğrenci başarısı; sınavların yanında ders içi ve ders dışı etkinliklere dayandırılır, diyor. O halde öğrenciyi hem derste, hem ders dışında sürekli izlememiz ve ondan bir şeyler istememiz, ona bir şeyler yaptırmamız gerekiyor.

            5. madde j bendi, başarının değerlendirilmesinde; bilginin yanında kavrama, uygulama, analiz, sentez ve becerilerin de ölçülmesine ağırlık verilir, diyor. O halde özellikle yazılı soruları hazırlanırken bu özelliklere dikkat edilmesi gerekiyor. Derslerin/konuların işlenişinde bunların üzerinde durulması ve öğrencilerin bu şekilde yetiştirilmeleri gerekiyor.

Bu tip soruların başarıyı düşürdüğü gerekçesiyle önemsenmediğini biliyoruz. Fakat bu olmayınca da ezbercilikten ve yapay başarıdan kurtulamıyoruz. Hazırladığımız sorular içerisinde gerçekten çok kolay denilecek herkesin yapabileceği cinsten birkaç soru bulundurursak çok düşük puanları önleyebiliriz. Yukarıdaki özelliklere sahip birkaç soru ile de gerçekten başarılı, düşünebilen, yorum yapabilen öğrencileri ön plana çıkarıp yapay başarılardan kurtuluruz.

Daha çok, eşit seviyedeki sorulardan oluşan sınavlar yapıyoruz. Bu eşit seviyedeki soruların seviyesi düşükse, yüksek başarılar yakalıyoruz. Bu başarının yapay başarı olacağı açıktır. Şayet seviyesi yüksek sorulardan oluşan bir sınav yapıyorsak çok düşük başarılar geleceği bellidir. Bu defa da öğrenci dersten kopuyor, başarı niçin çok düşük diye herkes üstümüze geliyor. Çok düşük puanlardan da, yapay başarılardan da kendimizi ve öğrencilerimizi kurtarmamız gerekiyor.

Yorum sorularını yapabilecek öğrenciler yetiştirmenin en önemli ayağı, kitap okuyan öğrenciler yetiştirmektir. Bütün öğretmenler her fırsatta kitap okumayı teşvik etmelidir. Ders çalışarak sadece not alınacağı ama kitap okuyarak hem not almanın kolaylaşacağı hem de öğrencinin kendisini geliştirmiş olacağı bütün öğrencilere inandırılmalıdır.

Bir test daha çözmenin kitap okumadan iyi olduğu anlayışı kırılarak, sınavlara hazırlanmak için kitap okumanın ihmal edilemeyecek kadar önemli olduğu anlayışı yerleşmelidir.

Fakat burada dikkat edilmesi gereken şey, öğrencinin seviyesine uygun kitapları okunmasıdır. Öğrenciler bazen seviyelerinin üstünde kitap okudukları için bir şey anlamadıklarını ileri sürüp okumaktan vazgeçiyorlar. Çok kere de seviyelerinin çok altındaki kitapları okuyarak kitap okuduklarını sanıyorlar. Öğrencilerimiz bazen de daha dünyayı tanımadan ideolojik diyebileceğimiz yazarlara ve kitaplara yöneliyorlar ki çocuklarımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük budur diye düşünüyorum. Bu tür kitaplar, birbirinin kopyası durumunda olan, kolay okunan, sürükleyici, dolayısıyla okuyucuya cazip gelen kitaplardır. 

Liseden mezun her öğrencinin Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarına ait Türk klasikleri diyebileceğimiz yazarların tamamını, bu yazarların kendilerine ait eserlerin çoğunu okuyarak tanımaları gerekir diye düşünüyorum. Gene aynı şekilde dünya klasiklerinin epeyce bir kısmını da okumuş olmaları gerekiyor. Bunlar oldu mu ardından günümüz yazarları devreye girer zaten. Fakat bunları okuyup anlayacak bir alt yapının da ilköğretimlerde atılması gerekiyor.

Ayrıca öğrencinin ideolojik olmayan, şucu veya bucu denilmeyen, genel kabul görebilecek  birkaç genel dergiyi takip edip makale okuma alışkanlığı kazanması gerekir. Aslında gazete makaleleri de bu işi görebilir ama onların büyük ekseriyeti günlük siyasetle ilgili olduğu için lise öğrencisine erken buluyorum. Ayrıca gazete makalelerinde edebî yön genelde ihmal edilmektedir. Türkçe’yi iyi kullanan yazarların ve eserlerin okunmasıyla öğrencinin edebî seviyesi de yükselecektir.

Bu şekilde yetişmiş bir öğrencinin hayatta sırtının yere gelmeyeceğine, ayakları üstüne daima durabileceğine, ülkemizin de çağdaş medeniyetin üstüne ancak bu yolla çıkabileceğine inanıyorum. Bütün öğretmenlerimiz, elbirliği ile bu işe gönül verirsek, başaracağımıza da inanıyorum.

Yönetmeliğin 5. madde n bendi, öğrenci başarısı çeşitli yöntemlerle sürekli izlenir, diyor. O halde öğrenciyi hem izleyip hem de yaptığımız tespitleri not etmemiz/yazılı hâle getirmemiz gerekiyor ki, öğrenci hakkında elimizde somut veriler bulunsun.

3-)  Yönetmeliğin zümre konulu 15. maddesi b bendi, uygulamada karşılaşılan güçlükler üzerinde durulur ve bunların çözüm yolları araştırılır, diyor. O halde ders işlerken yaşadığımız sıkıntıları ve bunların çözüm yollarını zümre toplantılarında tartışıp karara bağlamamız gerekiyor ki uygulamalarımız daha sağlıklı olsun.

15. maddenin f bendi, sınavların sayısı, niteliği, şekli, ölçme-değerlendirme biçimi, değerlendirme ilkeleri, soru havuzu ve arşiv oluşturulması zümrede belirlenir, diyor. O halde bu kararları zümrede alacağız ve daha sonra uygulayacağız. Zümrede karar almadan aklımıza geldiği gibi rasgele hareket etmeyeceğiz. Zümremizde var olanlara uyacağız. Daha doğrusu formalite icabı değil, gerçekten zümre yapacağız. Kararlarımızı tabii ki istediğimiz gibi ama yönetmeliğin sınırları içerisinde alıp uygulamaya koyacağız. Verimli olmayan kararları da daha sonraki zümrelerde değiştirip yenilerini alacağız.

4-)  Yönetmeliğin 17. maddesi de, 5. madde n bendinde olduğu gibi öğretmen öğrenciyi sürekli kontrol eder, diyor. Bu kontrollerin somutlaştırılması gerekir ki sürekli izleme belgelenmiş olsun.

5-)  Yönetmeliğin 18. maddesi b bendi, yazılı sınavların bir ders saatini aşmaması esastır, diyor. O halde sorularımızı buna göre ayarlamalı ve öğrencilerimizin teneffüslerini yazılı için kullanmamalıyız ki, sınav stresi belli ölçüde azaltılsın. Yazılıdan savaştan çıkmış gibi perişan halde çıkılmasın. Yazılıdan sonraki derse de yorgun ve stresli girilmesin.       

Zaten teneffüsler öğrenciye aittir. Ne ders öncesi, ne ders sonrası öğrencinin hakkını almamız doğru değildir. Doğru olan derse zamanında girmek ve zamanında çıkmaktır.

18. madde d bendine göre, her dönem bir test yazılısı yapabiliriz. Birden fazla yapamayız. Yazılı sayısını ve biçimini de 15. madde f bendine göre zümrede karara bağlamamız gerektiğini yukarıda belirttik.

6-)  Yönetmeliğin 19. maddesi ilk paragrafında, başarısız olunan konularda ne gibi tedbirlerin alınması gerektiğini ortaya çıkarmak amacıyla ölçme sonuçları kullanılır, diyor. O halde sınav sonrası, başarısızlıkların tespit edilmesi gerekiyor. Bunların giderilmesi için de bir takım tedbirler almak gerekiyor. Sınav öncesi gerçekleşmeyen öğrenmenin, sınav sonrası gerçekleşmesi gerekiyor. Meslek Liselerinde yeni uygulamaya konulan modüler sistem doğrudan bunu öngörmektedir. Yani konuların öğretilmesi için her türlü yol mutlaka denenmelidir. Okulumuzda uygulanan yazılı değerlendirme formları daha etkili olarak kullanılabilir.

19. madde ikinci paragrafında başarı oranı düşük olduğunda nedenlerini araştırır ve değerlendirir, diyor. Bu ifadeyi göz önüne alıp bir takım tedbirler almamız gerekiyor. Fakat burada dikkat etmemiz gereken şey, yapay bir not başarısı gerçekleştirmek değil, programda amaçlanan seviyede bir öğrenmeyi gerçekleştirmek olmalıdır. Tedbirlerimizi de buna göre almalıyız ki gerçek bir başarı elde edelim.

Yönetmeliğin 6. maddesine göre öğrencilerimizi, a) yüksek öğretime, b) hem mesleğe hem yüksek öğretime, c) hayata ve iş alanlarına hazırlamamız gerekiyor. Yapay bir başarı bunların hiç birine adam hazırlamaz ama gerçek bir başarı bunların hepsine öğrenciyi hazırlamış olur. Belki zor olan da budur ama istenen de budur, olması gereken de budur. Sonunda herkesi memnun edecek olan da budur: Gerçek başarı.

7-)  Yönetmeliğin 21. maddesi, sözlü puanı için 4 etkinliğin izlenmesini istiyor. a) Sosyal etkinlik çalışmaları, b) ders hazırlıkları, c) ders içindeki etkinlikler, d) dersle ilgili araştırma çalışmaları, değerlendirilerek sözlü puanı verilir ve sonucu öğrenciye bildirilir, diyor. Zaten öğrenciyi tahtaya kaldırıp sözlü yapma işi yıllar önce kalktı. Şimdi yukarıdaki esaslara göre sözlü puanını nasıl vereceğimizi düşünmemiz gerekiyor.

Daha önce de iki yerde belirttiğimiz gibi öğrenci sürekli izlenecek ve bu izlemeler kayıt altına alınacaktır. Sözlü puanlar bu kayıtlara dayandırılarak verilecektir. Öğretmen de sözlü puanı için töhmet altında kalmaktan kurtulacaktır. Bunun için çeşitli yollar geliştirilebilir. Her öğretmen kendine has bir yöntem uygulayabilir. Fakat belki de en uygunu, en açık ve şeffaf olanı bir defter alıp her öğrenciye bir sayfa ayrılmasıdır. Öğrenciye ait her olumlu ve olumsuz davranış zamanı ile birlikte oraya işlenerek veli görüşmeleri dahil her türlü değerlendirmede kullanılabilir.

Bu konunun bir başka tarafı da şudur, öğrenci görevlendirilecek/ödevlendirilecek ki belli çalışmaları yapsın, biz de onu izleyelim. Bütün çalışmaları öğretmen öğrenci ile birlikte planlayacak, uygulayacak ve sonuçlandırıp öğrenci başarısı için kullanacaktır.

Masa başında, kafamızın o anki hatırladıkları ile verilen sözlü puanlarının ne denli isabetli olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Bütün öğrencilere çok yüksek, çok düşük veya herkese eşit puanlar vermemizin çalışan/çabalayan öğrencilerin morallerini bozduğu gayretlerini azalttığı açıktır. Az çalışan öğrencileri de teşvik edecek, sosyal faaliyetleri, araştırma çalışmalarını ve en önemlisi ders hazırlıklarını teşvik edip bütün öğrencilerin her derse hazırlıklı gelip derse katılımını sağlayacak bir sistem geliştirmemiz gerekiyor.

Bunu öğrencileri notla tehdit etmeden ama notla teşvik ederek yapabiliriz. Öğrenci her yaptığı çalışmanın, hatta yerden kaldırdığı bir çöpün bile notuna yansıyacağını bilmesi ve buna inanması gerekiyor.

Bazen öğrencinin olumsuz bir davranışı için verilen düşük bir sözlü puanı, öğrencinin o dersi tamamen bırakmasına yol açabiliyor. Bu öğrenciyi uyarıp olumlu bir davranış ortaya koyması için yönlendirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Öğrenciyle inatlaşıp, bağırıp çağırmak, hakaret etmek, aşağılamak, notla cezalandırmak bizi hiçbir olumlu sonuca götürmez. Fakat öğrenciyi kazanmanın, eğitip yetiştirmenin türlü yollarını deneyip geliştirerek başarıyı da yakalayabiliriz, ahlâkı da güzelleştirebiliriz.

Elimizde kuyumcuların kullandığı hassas terazilerin olmadığını biliyoruz. Ama verdiğimiz puanları, sağlam/güvenilir ölçütlere dayandırarak öğrenciyi tatmin edebileceğimizi de biliyoruz. Öğrenci, hangi sebeplerle hangi notu aldığını bilmesi gerekir. Öğrenciye şirin görünmek için de, öğrenciyi cezalandırmak için de, not verilmez.

8-)  Yönetmeliğin 22. maddesi, sınavlara katılmayan öğrencinin özrünü okul yönetimi kabul ederse ders öğretmenine yazılı olarak bildirir, diyor. Buna göre özrü kabul edecek olan ders öğretmeni değil okul idaresidir. Ders öğretmeni idareden yazılı belge almadan öğrenciyi sınava almamalı, aldığı yazılı belgeyi de öğrencinin sınav kâğıdına iliştirip öyle saklamalıdır.

9-)  Yönetmeliğin 23. maddesi, öğrencinin istemesi hâlinde sınav kâğıdı, öğrenci ile birlikte bir defa daha incelenir, diyor. Burada da öğrenciyi tatmin etmemiz gerekiyor. Bunun için yazılı sorularının çok iyi hazırlanması, neyin istenip-istenmediği gayet açık bir şekilde belli olması, cevabın sınırlarının rahatlıkla anlaşılması gerekiyor.

Hatta öğrenci istemese bile birkaç kâğıdı öğrencilerle birlikte yorumlayıp genel hataları ve eksiklikleri sınıfa duyurup öğrencilerin güvenini kazanmak, sınıf içinde motivasyonu artırır ve başarıyı yakalamamıza yardımcı olur diye biliyorum.

10-)  Yönetmeliğin 39. maddesi, zamanında gelmeyen öğrenciler derse alınır, bunun şekli öğretmenler kurulunda kararlaştırılır ve duyurulur, diyor. O halde sınıfa gelen öğrenciyi hiçbir şekilde geri çeviremeyiz. Sınıftaki öğrenciyi de hiçbir şekilde sınıftan atamayız. Bu gibi durumlarda neler yapabileceğimizi öğretmenler kurulunda iyi kararlaştırıp ona göre de aldığımız kararlara uymamız gerekiyor.

Millî Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Kurumları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliği’ni iyice gözden geçirip düşünerek, arkadaşlarımızla yorumlayarak, öğretmenler kurulunda ve zümrelerde tartışıp ortak kararlar alıp uygulama birliği sağlayarak bütün çalışmalarımızı verimli hâle getirebiliriz.

Yoksa hiçbir değerlendirme yapmadan/düşünmeden/yorumlamadan herkesin kafasına göre yapacağı uygulamalarla verim yerine kargaşa ortaya çıkar. Bundan hepimiz zarar görürüz. Unutmayalım ki birlikten daima kuvvet doğar. Unutmayalım ki bizim çocuklarımız da aynı uygulamalara tabi tutulacak. Unutmayalım ki öğrenciye yapılacak en büyük kötülük onun yanında öğretmenini eleştirmektir.