Ana Sayfa Makaleler Sayfası Öğrenciler Sayfası Ana Sınıfı Sayfası
|
Prof. Dr. Cemal BIYIK Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölüm Başkanı |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
UZLAR, GAGAVUZLAR VE ÖZDİL
Özdil'in 1958 yılından önceki adı "Uzmesahor" idi. Türkçe’mizde "Oğuz (Uz) Orta Köyü" anlamına gelen bu ad, burada oturanların Oğuz Türkleri olduğuna işaret etmektedir. Zira Oğuz Han'ın sülalesi Orta Asya'dan batıya göç ettiğinde bütün Anadolu'ya Boylar halinde yayılmıştır. Her Boyun kumandanı Oğuz Han'ın torunlarından veya kumandanlarından birisiydi ve onun adıyla anılırdı. Örneğin, Kayı Boyu Bursa yöresine yerleştiği yıllardan çok önceleri, Çepni Boyu Doğu Karadeniz'in dağlık yöresine yerleşmişti. Çepni, Oğuz Han'ın torunlarından birinin adıdır. Bundan dolayı bölgede Uz veya Oğuz adıyla bilinen başka yerleşim yerleri de mevcuttur. Oğuz Türkleri, Özdil yöresini yurt tuttuğu zaman, bu yörede başkaları oturmuyordu. Çünkü burası yakın zamanda meydana gelmiş bir heyelan bölgesi olduğundan terk edilmiş durumdaydı. Bütün Karadeniz köyleri gibi Özdil de yöresel bir takım kültür değerlerine sahiptir. Bunlar dil, âdet ve gelenekler, etnoğrafik değerler, folklorik ürünler gibi nesilden nesile süregelen değerlerdir. Farklı coğrafyaya yayılan insanlar bu değerlerini yaşattıkları takdirde geçmişe ait bir takım akrabalık ve komşuluk bağları kanıtlanabilir. Bilim adamları bu noktadan hareketle Amerika Kıtasının asıl yerlileri olan Kızılderililerin kimliğini araştırmış ve onların Bering Boğazından Alaska' ya geçtikleri tezini ortaya atmışlardır. Ancak bu insanların kültürel yapısı en çok Orta Asya Türk Kültürüne yakın olduğu tespit edilince, bunların Türkler olabileceği ihtimali kuvvet kazanınca, bu tez üzerinde araştırmaların devamını engellemişlerdir. Tarihi tespitlere göre Orta Asya'da iklim değişikliği olunca, yaşama şartları zorlaşmıştır. Bunun sonunda burada yaşayan Türkler dört bir yöne dağılacak biçimde göç etmişlerdir. Bu göçler daha çok su kaynaklarının bulunduğu yörelere yönelmiştir. Göçenler, kendi yaşama biçimine uygun yer bulduğunda orada yerleşik düzene geçmişlerdir. Bu insanlar gittikleri yerlere âdet ve geleneklerini de götürmüşlerdir. Batıya göç eden Türk boyları Hazar Denizinin kuzeyinden ve güneyinden Avrupa ve Anadolu'ya yönelmişlerdir. Kuzeyden gidenler Kafkasya, Kırım, Ukrayna, Moldavya, Romanya, Macaristan ve Bulgaristan, Yunanistan gibi ülkeler coğrafyasına yayılmışlardır. Hazarın güneyinden gidenler de İran, Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu'ya yerleşmişlerdir. Bu bilgileri tarih kitaplarından ediniyoruz. Türklerin yaşadığı Asya coğrafyası yakın zamana kadar komünist diktatörlük hakimiyetinde olduğu için, o topraklarda yaşayan Türkler hakkında yeterince bir bilgi edinilemiyordu. Ancak, Sovyet İmparatorluğunun dağılmasıyla, Asya ve Karadeniz'in kuzeyi de hür dünya ile yeniden tanıştı. Her yıl 20 Mayıs günü kutlanan Karadeniz Teknik Üniversitesi kuruluş yıldönümü şenliklerinde, Karadeniz Ülkeleri Folklor Festivali de yapılmaktadır. Bu festivale ekipleriyle katılan ülkelerden Moldova'nın başkenti Kişinev'de bulunan Moldova Devlet Üniversitesi ve Gagavuzya'nın başkenti olan Komrat'ta bulunan Komrat Devlet Üniversitesi, Ukrayna'nın Odessa kentinde bulunan Odesa Devlet Üniversitesi ile Mechnikov Devlet Üniversitesi, üniversiteler arasında bilimsel işbirliği konularını görüşmek üzere üniversitemizden bir heyeti davet ettiler. Bu amaçla görevlendirilen heyetle beraber 13 Eylül 1999 günü İstanbul'dan, Moldova'nın başkenti Kişinev'e hareket edecek olan uçağa binmeden önce yaşadığımız 5,8 şiddetindeki artçı depremin şokunu ancak Kişinev havaalanındaki kargaşa sırasında atlatabildik. Bu ülkede kaldığımız 5 günlük süre içinde bize yakın ilgi göstererek rehberlik eden, Komrat Devlet Üniversitesi Rektörü Prof. Stephan VARBAN ve öğretim üyelerinin bizim konuştuğumuz kadar olmasa bile çok rahat anlaşabildiğimiz bir Türkçe konuşuyor olmaları ve bu dili ailelerinden almış olmaları bizi heyecanlandırmıştı. Zira bunlar, adını duyduğumuz fakat hiç tanışmadığımız Gagavuz Türkleriydi. Bu yazıyı, orada bulunduğumuz çok kısa bir zaman içinde ve çok az Gagavuz'la görüşmemize rağmen dikkatimizi çeken bazı hususları aktarmak için yazıyorum. Gagavuzlar hakkında bir iki kitap okumuştum. Birkaç televizyon programı ve haber izlemiştim. Ancak yine de çok az şey biliyordum. Herkes gibi bildiğim en önemli husus, bunların Hıristiyan dinini kabul etmiş fakat Türklüklerini muhafaza etmiş bir Türk Boyu olduğuydu. Bu gezimiz vesilesiyle, Gagavuzları daha yakından tanıma fırsatını buldum. Gagavuzlar, Kırım, Ukrayna, Moldova, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelere dağıtılmış; bir kısmı Stalin döneminde Sibirya'ya sürülmüş; bazıları da Brezilya gibi uzak ülkelere göçebilmiş; kısacası her Türk toplumu gibi Sovyet uygulamalarından nasibini almış bir topluluktu. Bugün en çoğu Moldova'da yaşadığı için, o bölgede muhtariyetleri (özerklikleri) tanınmıştır. Gagavuz Cumhuriyeti kendi parlamentosunu da kurmuştur. Başkentleri Komrat'ta bir de Devlet Üniversiteleri vardır. Sembolleri bozkurttur. Ülke oldukça düz olup tarım ve hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır. En çok üzüm yetiştirilmektedir. Peki, kimdi bu Gagavuzlar? Bize anlattıkları bir rivayete göre ataları Orta Asya'dan batıya doğru göç ederken bir göl ile karşılaşırlar. Bu göl çok büyük olduğu için karşı kıyıya geçip orada yerleşmeyi planlarlar. Bunlardan bir grup, diğerlerinden ayrılarak ters istikamette gidip onlardan önce karşı kıyıya ulaşmak ister. Ancak göl tahmin edilenden de büyüktür ve geriye de dönemezler. Artık kaybolmuşlardır. Uygun bir yer bularak orada yerleşirler. Diğer akrabalarından da hiçbir haber alamazlar. Yıllar boyunca bu hikâye dilden dile nakledilir. Sonradan gelenler bu gölün Hazar Denizi olduğunu tahmin ederek, kendilerinin denizin kuzeyinden Avrupa kıtasına geçtiklerini anlarlar. Buna göre, diğer akrabalar da denizin güneyinden gitmiş olmalıydılar. Gagavuzya'nın başkenti Komrat'ın adının nereden geldiğini de anlattılar. Komrat vaktiyle düz bir çayırlık imiş. Sahipsiz, siyah mı siyah bir at burada her gün otlarken görülürmüş. Bu yüzden buraya "'Siyah atın mıntıkası" anlamına gelen "kömür at" mıntıkası demişler. Bu yer daha sonra köy ve şehir olmuş adı da Komrat olmuş. Gagavuzya'nın büyük köylerinden birisi de Beşalma (beş elma) köyüdür. Bir akşamüstü bu köyü ve burada bulunan kilisenin yanındaki Etnografya Müzesini ziyaret ettik. Burada gördüklerimiz ve bize anlatılanlar, bizi o kadar hayrete düşürdü ki, "acaba Hazar'ın güneyinden giden diğer akrabalar bizim atalarımız mıydı?" sorusunu kendi kendimize sorduk. Müze Gagavuzların Rusya'da iyi bir tahsil görmüş olan millî liderlerinden şair ve sanatkâr Kara Çoban'ın adını taşıyordu. İçerisinde Gagavuz kültürünü dünden bugüne anlatan eserler sergilenmişti. Kullanılan ve çoğu köylerde basit el aletleriyle yapılan yöresel araçlar, kap kaçak ve diğer eşyalar, dokuma tezgâhı, resimler, kıyafetler, düğün âdetlerini anlatan filmler, gelenek ve görenekler, canavar (bozkurt) yortusu ile ilgili resimler (Ergenekon), gelin çeyizleri, el işlemeleri ve daha nice kültür izleri.. Bizi en çok şaşırtan, bunların bazılarının adını sorduğumuzda verilen cevaplardı. Zira, çoğu köylerde ahşaptan yapılan bu eşyaları biz de köylerimizde aynı adla tanıyorduk. Birbirinin varlığından bile haberi olmayan bu köyler arasında bu kadar dil ve kültür benzerliği neden kaynaklanıyordu?
Kısa bir zamanda tespit ettiğim bazı eşyalara Gagavuz lisanında verilen adları ve konuşma dilinde kullandıkları bazı kelimeleri, aynen söyledikleri biçimde vererek bu surunun cevabını okuyuculara bırakıyorum:
Bir Gagavuz Atasözü : "Kız kundakta, çeyiz sandıkta" Geniş bir araştırma yapılacak olsa daha niceleri tespit edilebilecek olan bu kelime ve deyimlerin Türkçe olması ve Trabzon'un kırsal kesimlerinde de aynen kullanılması, bazılarının literatüre bile girmemiş olması düşünüldüğünde yine de şu yorumu yapmamak mümkün değil: "Uzlar" (Oğuzlar) ve "Gagavuzlar" (Gök Oğuzlar) aynı kültürün farklı coğrafyalarda yaşayan bireyleridir. Acaba gerçekten gölün karşı kıyısına geçmek için yarışanlar mı bunlar? Yoksa Yavuz Sultan Selim'in Karadeniz'in kuzeyinden İstanbul'a giderken ordudan ayrılan bazı Trabzonlu askerler mi buralara yerleşip çoğaldılar? Kim bilir? Belki de Özdil'liler (Uzlar) Gagavuzların akrabasıdır?
|